TARIMIN SORUNLARI BÜYÜYOR, ÇÖZÜM İÇİN ADIM YOK »

Ekleme Tarihi: 09.12.2016 13:51:05

TARIMIN SORUNLARI BÜYÜYOR, ÇÖZÜM İÇİN ADIM YOK

Kimisi yüzyıllardır yetiştirdiği meyve ağaçlarını söküp yerine "daha kârlıymış" diye  başka meyve ağaçları ikame ederek sıkıntıdan kurtulmaya çalışırken, kimi üreticiler artık kendisini geçindirmesinden umudunu kestiği topraklarını terk edip kentlerdeki işsiz yığınlara katılıyor. Kimisi ise inatla üretimi sürdürürken, tepkilerini de dile getiriyor; hükümetin politikalarını protesto ederek, sorunların çözülmesini isteyen bir mücadele sürdürüyor.

Özellikle geçen yıl Rusya ile yaşanan "uçak krizi" sonrasında, yaş sebze ve meyve ihracatının durdurulması nedeniyle asıl darbeyi yiyen üreticiler için de bıçak kemiğe dayanmış bulunuyor.

'DOMATES İÇİN CENAZE NAMAZI' DÜZENLENDİ

Yıl boyunca ürettikleri ürünleri caddelere nehirlere döküp, yolları traktörlerle kapatarak, halleri işgal ederek tepkilerini dile getiren üreticiler, geçtiğimiz günlerde Antalya'da "Domatesin cenaze namazı dedikleri" bir "namazlı protesto" düzenlediler. 

Bu tabloyu gazetemize değerlendiren Ziraat Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Vahap Tuncer, Antalya toptancı halinde üreticinin kıldığı 'domatesin cenaze namazı'nı; "Bu sadece domatesin cenaze namazı değil, Türkiye tarımının cenaze namazıdır" diyerek sorunun boyutlarına dikkat çekti. 

Gerçekten de Antalya halindeki tepki; yıl boyunca, hatta son yıllarda zamanı, mekanı, eylem biçimi farklı olsa da fındıktan narenciyeye, buğdaydan nohuda, bakliyattan karpuza,  domatesten ete, tüm tarım üreticilerinin tepkilerinin duygularının bir ifadesidir.

Çünkü bütün tarım ürünlerinde, üreticilerin girdi fiyatları her yıl artarken bu ürünlerin bahçedeki ve tarladaki fiyatları yıllardır aynı. Öte yandan sebze meyve ve diğer gıda maddelerinin fiyatları, hızla artmakta, üreticiler üretemez hale gelirken, fiyatları yükselterek aracıların, komisyoncuların kârlarına kâr katan sistem işlemektedir.

TARIM POLİTİKALARI DEĞİŞMEDEN TABLO DEĞİŞMEZ 

Şu tartışılmalıdır ki AKP Hükümeti, tarımda üretimi ve üreticiyi değil; gıda tekellerini, aracıyı, komisyoncuyu, tefeciyi desteklemeyi ve onların sınırsız kârlar elde etmesini esas alan bir ekonomik politika izlemektedir. Bu yüzden de tarladaki fiyatla pazarda tüketicinin satın alma fiyatları arasında da 5-10 kat fark bulunmaktadır.

Bu nedenledir ki, tarladaki ve pazardaki fiyatlar arasındaki farkın ortadan kaldırılmasının ön şartı, tarım politikalarının üreticiden yana değiştirilmesidir.

Nitekim, yıllardır süren, bir yandan üreticiler öte yandan da tüketicilerin itirazlarına, hükümetlerin, "Önlem alıyoruz. Yakında her şey düzelecek" demesine karşın, üreticiyi çökerten tüketiciyi soyduran ama aracıların zenginliğine zenginlik katan emme basma tulumba düzeni çalışmaya devam etmektedir.  

TARIM SADECE TARIM DEĞİL!

Tarımda bugün ortaya çıkan ve "tarımın cenaze namazı" denilen tablo, son 40 yılda hükümetlerin ekonomide, iç ve dış politikadaki yönelişlerinin sonuçlarıdır. 

Ekonomideki neoliberal politikalara yöneliş iç ve dış politikadaki gelişmelerin tarihi, bugün tarımdaki ihracatın, ithalatın, üretim düzeninin olduğu gibi aynı zamanda çevre, enerji, gıda güvenliği uluslararası gıda tekellerinin Türkiye'ye yerleşmesinin de tarihidir. 

Bu yüzden de "üreticiden yana tarım politikaları için mücadele" dendiğinde, sadece tarladaki fiyatlarla pazardaki fiyatlar arasındaki makası daraltmaya indirgenmiş "teknik önlemleri değil (Bu elbette acil müdahale bekleyen ve üreticiyi çok acıtan bir yanı olmasına karşın), Türkiye'nin iç ve dış politikalarından ekonomi politikalarına kadar tüm düzene karşı mücadeleden de söz ediyoruz demektir.

Elbette burada üreticilerin Hükümetin politikalarına karşı kendiliğinden tepkilerinin ifadesi olan protestoları, hal işgalleri, yol kapatma gibi eylemleri, pratik mücadele açısından son derce önemlidir. Ve bunların ilerleyip yayılması gerek Tüm Köy Sen, gerekse ülkemizdeki hükümetlerin ekonomi politikalarına karşı mücadele edenler için dikkatle ele alınması gereken bir dayanak olacak mahiyettedir.

'KENDİNE YETER BİR ÜLKE'DEN 'İTHALATÇI' BİR ÜLKEYE!

Türkiye'de 1960'ların 70'lerin sermaye politikacıları, Türkiye'nin tarımda kendi ihtiyacını karşılayan yedi ülkeden birisi olduğunu söyleyerek övünürlerdi. Yani Türkiye buğdaydan ete, pirinçten  bakliyata, yağlı tohumlardan sebze-meyveye kadar herhangi bir ürünü ithal etmeyen ülkeydi. Ama 1970'lerin ikinci yarısından başlayarak yönelinen neoliberal politikaların sözcüleri, tarımdaki bu kendi kendine yeterli olma stratejisini "Bizi içe kapatan ve kurtulmamız gereken bir durum. Eğer buğday Kanada'da, muz Güney Amerika'da daha ucuzsa biz neden üretelim" diyen stratejiyi benimsediler. Bu politika bir yandan yarı kamusal nitelikteki "birliklerin" (TARİŞ, ÇUKOBİRLİK... gibi) çökmesini hazırlayıp "özelleştirme" adı altında  kapatılmasını getirirken öte yandan da kooperatifleşme girişimlerini itibarsızlaştırıp küçük ve orta üreticileri aracının, tefecinin gıda tekellerinin avucuna düşmesini daha da hızlandırdı. Son yıllarda ise tarımdaki sorunlar, 

* Biricisi "Enflasyonu yükselten bir sorun olarak görüldü. Ve bu, dünyada "gıda fiyatları düşerken Türkiye'de yükselmesi" hükümetlerin sermayenin çıkarına göre düzenlenmiş ekonomik politikalarını değil "Tarımı bir sorunu olarak göstermek" için kullanıldı

* İkincisi ise, üreticilerin domates, patlıcan, salatalık, karpuz, patates gibi ürünleri yollara dökerek, Hükümetin tarıma yönelik ve üreticiyi destekleme yerine aracıları, tefecileri destekleyen politikalarını protestolarıyla gündeme geldi.

Bugün Türkiye komşularına ve AB ülkelerine yaş sebze ve meyve ihraç ederken, aslında onu da ihraç edeceğim derken, Rusya ile krizde oluğu gibi yüzüne gözüne bulaştıran bir ülkedir. Türkiye bugün, ABD'den ceviz, fıstık, soya, Güney Amerika'dan nohut, mercimek, kuru fasulye, İsrail'den hibrit tohum, İran, Pakistan, Hindistan'dan pirinç, Rusya'dan buğday, arpa, Balkanlardan ayçiçeği ve kırmızı et (canlı hayvan) ithal etmek zorunda olan bir ülke haline gelmiştir.

İhsan Çaralan

Kaynak : tarim.com.tr

Diğer Haberler